DAMLADAN AŞKA

   Konya semalarına önce kuşlar kondu sonra Mevlana ile insanlık… Tarih Şems ile damla damla hoşgörü dokudu her sokağına… Aşk dokundu gönüllere ve öyle bir mekan oldu ki sevgiyle yoğrulan hilkad buğusu önce dünyayı sonra benlikleri sardı. Varoluşun ve yaratılışın sırrı o buğuda anlam buldu.

Sevgi ulaşılamayan, kavranılmayan mutlak çünkü sevgi varlığa göre yok olan… Yoktadır, hatta yokluktur kimi zaman. Mevlana Şemsinde, Şems de Mevlana’sında yok oldu. Bizde o yokluktan pay çıkardık biz olduk. Manalar aleminden süzülmüş nakışların heybetli dalgalarında birer damla olduk. ‘’Her kim olursan gel!’’ dedi ve gittik. Şems dendi, andıkça ismini yaktı güneş gibi vazgeçemedik ve başlayan hikayesinde birer Mevlana olduk. Neye üflendi aşkları; bizde o nefeslerden anlamlar yükledik davamıza damla damla… İlmek ilmek işlendi yolumuzu gözleyen ninelerin örgülerinde… Dövüldük bir marangoz amcanın bakır tepsisinde… Balonlar uzattık bir çocuğun yüreğine o mutlu oldu biz ise bir kuş insanlığa… Elimizi uzattık kardeşliğe ve tutulduk biz o yüreklerde…

      Böyle bir geliş yaşamıştı işte Konya; öteleri beri getiren bir geliş. Her şeyi başkalaştıran, güzelleştiren bir geliş. Susamışların suya kavuştuğu, gönüllerin huzurla buluştuğu… Gecenin sabaha evirilen saatlerinde evc-i  âlâ da bir Mevlana bir Şems görüldü. İki aşık, tek aşk çorak kalpleri yeşertti. Ağuların bal, ayrılıkların visal olması hep aşktandı. Aşkla bağlandık ve geldik.  Dikenli yollardan gelen bir Peygamberin ümmeti olarak; Mekke de iki kardeş ortak işledikleri harmanı bölüşünce geceleyin kendi ambarından diğerinin ambarına buğday aktararak onun ihtiyacı benden ziyadedir diyerek gizlice fedakarlıkta bulunan fedakarlık temsili ashabın geleceği olarak; ‘’Karıncayı bile incitmem deme! Bileden incinir karınca; söz söylemek irfan ister, anlamak insan.’’ diyen Fuzuli’nin insanlığı ve ‘’Yaratılanı Yaratandan öte sev!’’ diyen Yunus Emre’nin gönüldaşları olarak geldik. ‘’Sen bakmasını bil de dikende gül gör, dikensiz gülü herkes görür.’’ diyen Mevlana’nın kusursuzluğunda kusursuzlaşmaya geldik. Toprağa damla damla hayat, gökyüzüne birer yıldız ve insanlığa insan olmak için geldik işte.

       Ve gidiyoruz… Tevazu da toprak gibi olup… Sevgide güneş gibi, hataları örtmede gece gibi olup… Öfkede ölü gibi olup gidiyoruz… Hem olduğumuz gibi görünüp hem de göründüğümüz gibi olup gidiyoruz insanlığa…

       Soruyorlar: ‘’Peki daha kaç vakit?’’

Yeryüzü uygarlığının biricik ve gerçek bayrağı hoşgörü oluncaya dek…

Sevgisiz bir hayatın gayr-i insani olduğunu idrak edinceye dek…

Aşkın bize Mevlana ve Şems’ten emanet olduğunu bilip, onu dostlarla sırra kavuşturana dek…

Afrikalı bir çocuğun elinde bir balon, yüreğinde bir damla oluncaya dek… O damla bir su kuyusu oluncaya dek…

‘’Dağlara buğdaylar serpin Müslüman ülkede kuşlar aç demesinler.’’ diyen Hz. Ömer’in bilinci dünyayı kaplayana dek…

‘’Dünyada çeşitli diller, çeşitli lügatlar var, fakat hepsinin de anlamı birdir, çeşitli kaplara konan sular kaplar kırılınca birleşirler, bir su halinde akarlar.’’ diyen Mevlana’nın su halini bulup, Şems ile yanana dek sürecek bu vakit.

Tıpkı onların birbirine su olduğu gibi, bizde bu aşkta gönül deryasında bir damlayız. İşte bu yüzden seviyoruz ve hayatımızın iyiliği bu yüzden, inanıyoruz ve yaşantımızın güzelliği bu yüzden.

Sevgiyle…

HALENUR TORUN-SİVAS